28 Şubat 2011

hayat denemekten ibaret

denemek, hayatı yaşamayı, seçim yapmayı denemek. bir hayat yaşıyoruz özellikle de inançlı olmayan bir insan olunca tek bir hayat var. yani nefes aldığın. bu yüzden aldığın her nefesi en iyi şekilde değerlendirmek istiyorsun.
denemek son bir kez daha...

hayat

neler getiriyor bilmiyoruz...bazen istediklerimizi bazense düşünmeye bile cesaret edemediklerimizi. hayata ne bağlıyor bizi...sevgi? peki ya kaybettiğimizde. yerine neyi koyabiliriz. kendi benimizi mi? zaten kendi benimizle ile paylaşmayı öğrenebilseydik sevgiye gerek kalır mıydı?

23 Şubat 2011

"olduğu şey, yapmakta olduğu şey ve bulunduğu yer hakkında, deliler ve uyuyanlar dışında kim yanılır ki?"
foucoult

istediğimiz bir dünya, istediğimiz bir hayat yaratmaya çalışmıyor muyuz sürekli? içinde kendi benimizi mutlu etmeye çalışmak tüm seçeneklerimizin sebebi hayatla ilgili. durup baktığımda hayatıma aslında parça parça olmuş bir ayna gibi. bazen güvenli bazen içinden kaçarak uzaklaşmak istediğim. bakmaktan korktuğum.aslında sevdiğim adamın esinlemesi tüm bu duygular. artık o kanatların altından çıkmanın sancısı. her doğumda bir sancı ile başlamaz mı? öyle gelmedik mi hayata. en azından benim kuşağım için geçerli bu. kesik bir karından çıkmadık o sancıyı yaşattık içinde bulunduğumuz bedene. şimdi de o sancıyı kendi benliğim yaşıyor çaresizce. 

18 Şubat 2011

gece

sabaha karşı iki. kafam berjerde dışarıyı uyuyan insanları izliyorum.neler yaşanıyor pencerelerinden ışık sızmayan evlerde.sevinçler, ufak sevişmelerin sonunda sarsık uykular, hüzünler bunları düşünmek aklımı başımdan alıyor. başka hayatları düşünmek. bildiğin gibi değil başkalarının hayatı. küçük bir kadeh votka eşlik ediyor gecemin sessizliğine...ama biraz zevksiz mi ne votkamı tatlandıran green tea ne? hafif geliyor gece ağırlaşmasını isterken.sen uykudasın belki. belki başka bir kadın düşlerinde. aslında bu şaşırtıcı olmazdı bari düşlerine gem vurma benden yana kaygılarla. başka hayatlar özlerken ne diye bu çaba...

17 Şubat 2011

bu sabah

"konuşurken hep aklımda seninle yaşadığım koskoca hayat vardı. sen bana heyecanlarını,var olma kaygını anlatırken aslında ben hayatımı geçirdiğim adama bakıyordum. yaşadıklarımızı, tartıştıklarımızı, kaygılarımızı  ve dokunuşlarımızı. bisikletin üzerinde yüzüme vuran rüzgar olmanı istiyordum ki hiç gitmeyesin ve bir yandan da rüzgara karşı gitmeyi istedim gizlice, o yüzden dudaklarından dökülen kelimeleri rüzgarla ona karşı gittiğim rüzgarla özdeşleştirdim sen konuşurken.
seni izledim yüzünün hatlarını, sesinin tınısını. içinde ne aradığımı bilmeden ve belki de sonuna kadar bilerek. dokunmak istediğimde o tınıya, korktum, ellerim bir yabancı gibi gelen adama dokunmaya korktu. tanımadığım ve yeniden keşfetmeye çabaladığım tene.
sana hissettiklerimi bu kadar derin yaşattığım için hiç pişman değilim pişmanlığım senin bunları bana böyle yaşatamaman. hissettiklerinin arkasında daha önceleri durmaya başlamanı diledim. bir başkaldırış gibi  tüm varlığında duyumsayarak ..."

16 Şubat 2011

Sevdiğim Kadınlar (II)


Simone de Beauvoir


Sana anlatmak istiyorum ama bir süredir bu mümkün değil.  Anlatmak yaşadıklarımın ve öğrendiklerimin daha da keyifli ve zengin hale gelmesini sağlıyordu ama şu an buraya yazmayı kendime ve sana anlatmak gibi görmeliyim. bu iyi bir çare olabilir sancıma.
Dün açık radyoda George Shearing adında Britanyalı ünlü bir caz bestecinin öldüğünü öğrendim. Büyük kayıpmış onu dinlememek ama olsun ölümü bile birini kazandırdı hayranlarının arasına. harika bestelerini indirdim. dünden beri onları dinliyorum. bu haftaki radikal kitapta nina power adlı bir felsefecinin bir yazsını okudum. Yazının adı "Sahi nereye gitti o kadınlar?". okumak istersen linki yazının. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1039788&CategoryID=40
Bir cümle beni çok etkiledi "Kapitalizm bir taraftan kentli kadın imajıyla kadınlar arasındaki sınıfsallığı derinleştirirken diğer taraftan tüketici emperyalizmle çirkin kadın yoktur bakımsız kadın vardır sloganını bilinçaltımıza işliyor" . Bu tespiti okuyunca beyaz yakalı bir kadın olarak bende aynı durumdayım diye korkar oldum. sistem beni de mi tüketiyor aynı benzerlerim gibi. aslında buna izin vermemeye çalışıyorum. evet buna da "no pasaran" :) ama bir birey olarak özellikle de bir kadın olarak var olmanın nelere karşı olduğunu bilmek ve kendini var etmek için sadece kendinle değil işte sistemle de savaşmak gerekliliği daha da belirginleşti kafamda. Ama benim durumum biraz sistemin içinde ona karşı olmak ya da en azından şu anda başarabildiğim bu kadarı.
bugün bunları yazmak sana içimde birikenleri anlatmak istedim. Sende neler birikti acaba?

14 Şubat 2011

deyiş

"Yaşamak sanatı, sorunları çözmekten çok onlarla büyümek becerisidir"
Bernard M. Baruch

Sevdiğim Kadınlar (I)

Bazen hayata iz bırakmış kadınları hatırlamak bana güç veriyor. İçten bir saygı duruşu...

                                                                         Slyvia Plath

                                                                        

zaman

sanki akıp gitmiyor.nedensiz değil kasveti hayatımın. değişememek sorun. değişmeni isteselerde değişememek