29 Temmuz 2011

"Sonsuz bir uzunluktur insan varlığı. Yel gibi esicidir. Ama gene yel gibi maddeseldir, ince, hü­zünlü bir madde." 

Aşk ve Poster / Demir Özlü

21 Temmuz 2011

dans müzik ve gece

dans ve müziğin birleşimi çocukluğumdan beri içimde titreşimler yaratır sanki çırpınan bir çift kanat gibi. hızlıca yükselen duygulara müzik eşlik ettiğinde başka diyarlara gidersin sanki hiç dönmeyecek gibi. sahnede olmak dans eden bedenlere dokunmak ve onlara karışmak ve hep orada, o sahnede kalmak bazen ter bazen kahkaha bazen gözyaşları içinde... istanbulun yıldızlı göğü altında ter ve görselliğin birleşimi müziğe karıştı. mekanların bir ruhu olduğunu düşünürüm hep. sahnede tanrılaşmış balerin ve baletler mekanın ruhuna karıştı ve unutulmayacak bir gece anılara eklendi.

tek sorun garip yurdumun sırf ünlü olduğunu bildikleri için belki de hayatlarında bir ya da ikinci kez bir bale gösterisine inanılmaz kıyafetler içinde kendilerini göstermek için gelmeleriydi. sahnede olma aşkı nasıl bir şey acaba? durup düşündüm devleşen sanatçılar sahnedeyken, sahnede olma çabasındaki küçük adam ve kadınlar.ne garip bir çelişki.

Eski İstanbul insanlarını düşündüm hani operalara en şık kıyafetlerini giyip gelenleri. Hatta şimdi bile Süreyya Operasındaki temsillerde rastlarsınız son kalanlara. Kimi zaman küçük şapkaları, şık broşları ile dönüp bir daha bakmak isteyeceğiniz 80'li yaşlarında anılarla dolu kadınlar ve adamlar. Onlarla dün geceki garip güruhu karşılaştırdım. Rengarek şıkırtılı gece elbiseleri içinde varolma savaşı veren adamlar ve kadınlar...

Dans ve müzik sadece bu kaldı geriye yani en güzeli...

 

18 Temmuz 2011

yeniden

yine kocaman günler geçmiş bir satır bile yazmadan. oysa kitap sayfalarını dolduracak duygular ve düşünceler içimde. yazmaktan korkar oldum, satırlarda sadece içimi boşaltan bir kadın görüyorum; bazen iğneleyici bazen acıyan bazen garip bir şekilde başka şeylerden bahseden kendinden uzaklaşıp. çünkü anlar geçiyor ve nefes alıp vermeye devam ediyoruz. bazen anlamsız gelse de devam ediyoruz.

yazmamanın yanı sıra yine okuyamama krizi de geldi çattı...gazeteler haftalık üst üste, kitaplar raflarda yerlerini aldı kapaklarının açılmasını bekliyor, başucumda şanslı olmasından mı ne az aralanmış bir kitap bir daha buluşmayı bekliyor benimle. her okuyamama krizinin sonrası çılgınca satırlarda kaybolma oldu... ah ne zaman gelecek bir o kriz gelse.

çiçeklerim açtı balkonda kırmızı sardunyalar.kıpkırmızı ateş gibi.

bazen o kırmızı sardunyaların bir Ege kasabasının balkonunda olduğunu hayal ediyorum gözlerimi kapatıp... burnuma hafiften bir iyot kokusu çarpıyor, kulaklarımda rüzgar ve rüzgarın azizliği ile kıyıya çarpan dalgaların sesi.

yoruldum galiba beynim huzur ve dinginlik peşinde. neden böyle oluruz duygusal travmalardan sonra. kalbimiz kadar beynimiz de yoruluyor, biri acımaktan biri düşünmekten olsa gerek.